• Desenli Camlar

    Desenli Camlar

    İnsanlık; bilgisine ulaşabildiği en yakın tarihsel zamandan, bu zamana kadar birçok şeyi aradı, araştırdı, sorguladı, tartıştı, deneyimledi, yanıldı, buldu, bulduğunu sandı. Hep aradığını kendinde değil dışarıda aradı ve arattırıldı… Sahip olduğumuz duyularla görmek, duymak, hissetmek yani somut olana odaklanmak bizim vazgeçilmez bir davranış kalıbımız haline döndü. Aslında görmediğimiz, duymadığımız ve hissetmediğimiz çokça şey olduğu bilim tarafından kanıtlanmış olsa da bizler hala sadece duyularımızla ilerlemeyi seçmiş varlıklar olduk. Tüm bunlarla insanlar, yıllarca kendi etraflarındaki her biri ayrı renkten ve desenden camdan bir tür izole edilmiş bir dünya içinde; gerçekten yaşadıklarını sandılar. Bazıları desenleri, bazıları renkleri bazıları ise etrafını saran camları tüm detayları ile gördü, kırmaya çalıştı ama engellendi. Bazıları ise bu camları kırmayı başardılar ama insanlara bu deneyimi anlatamadılar. Daha etrafındaki camı göremeyen birine nasıl anlatabileceklerdi ki ?

    Her bir yaşam döngüsünde, desenli camlarını görenler ve onu kıranlar çoğaldı. Çoğaldıkça bilgiler paylaşılmaya başlandı. Bazıları zirvede kalmayı çok sevmişlerdi ve kimseye öğretmeye niyetleri yoktu. Ta ki artık bu kırılmalar artmaya ve insanlık bilgi çağındaki ivmeye ulaşana dek, bu böyle sürüp gitti. Kısır döngüden çıkmak ancak bizim elimizdeydi. Bazen merdivenin her bir basamaklarına çıkışımız yüzyıllar aldı. Her camını kıran kendi desenini biliyor ve onu anlatıyor, herkes kendi desenini kabul ettirmeye çalışıyordu. Bu da planlanmış ve kurgulanmışmıydı, yoksa o desenleri biz mi yaratmıştık ? Tüm bu karışıklık içinde birileri desensiz, şeffaf bir camdan söz etmeye başlamıştı. Nasıl olabilirdi ki ? Bu cama sahip olmak öyleydi ki, ne ile ilgili olursa olsun herşey nötr görünüyordu. Bunun nasıl olduğunu bulamadılar. O insanlar böyle mi yaratılmıştı yoksa o insanlar mı bunu yaratmıştı ? Bunlar tartışılırken, bu insanlar öyle hızla deneyimlerini yaymaya başladılar ki artık insanların kendilerini, potansiyellerini, güçlerini ne kadar da az kullandıkları meydana çıktı. Bunlara ek olarak soyut kavramlar, somut gerçeklikler kadar konuşulur oldu. Somut gerçeklikler içinde aslında nasılda bir labirent yaşamlar yarattığımızı ve bunun camımıza desen olduğunu fark ettiler. Asıl olan bu desenleri nasıl ve neden yaptığımız değil bunları nasıl şeffaflaştıracağımız, saflaştıracağımızı konuşmak, bulmak ve yaratmak olmalıydı. Bu aşamada bunu yaratmak adına insanlar olarak bir çok farklı renklerle yollar oluşturmuştuk. Bilmeliydik ki bu renkler de tek renkte toplanıyordu; siyahta. Siyah sonsuzluktu, herşeyi içine alandı. Hiçbir şeydi, her şeydi.

    Bazı insanlar siyahın içinde dolaşırken, tüm bu renkleri görmüş ve hepsinin ulaşacağı yerin farkında olanların, insanların buraya ulaşması için, ona ait o renkli yollardan birinde birlikte yürüyüp onunla beraber olmak deneyimini seçtiler. Mütevaziliği, sadeliği, hoşgörülü olmayı deneyimlemek demekti. Onlara koçluk yapabilmek, tüm o güzelim renkleri barındırmak ve o renktekileri ellerinden tutup kendi yollarıyla, buraya bütün olarak taşıyabilmekti aslında. Önce ulaşacak, sonra herkesi oraya taşıyacaktın ama bunu yanında olduğun kişinin istediği yollardan geçerek yapacaktın. Bazen yollarda onlar gibilerle birlikte olacak, birlikte taşıyacaklardı, bazen de yalnız başına. Onlar aslında o siyahlığın ilk durak olduğunu biliyordu. İlk duraktan ikinci durağa geçmek ancak birlikte mümkündü. O noktaya gelince anlıyorlardı. Hemen herkesi oraya taşımaya çalışıyordu insan. Her ne pahasına olursa olsun. Oraya ulaşmanın bedeli buydu.

    Koçluk ile tüm bunları bütünleştirmek, çok karmaşık görünse de aslında çok da basit. Biz insanlar, somut dünyadan, soyut dünyaya geçebildiğimiz ve bunları birleştirebildiğimiz sürece tamlanacağız. Hep bir yarımızın eksik olması hissi bundan kaynaklanıyor. Koçluk esnasında önce somut olanı kabul etmeleri, yani kişilerin kendi desenleri ve renkleri içinde gerçekten yaşamaları gerekiyor. Zamanın içinde yaşamaları, kendi desenlerini fark edip severek yaşamaları. Bu farkındalıktan sonra dışarıyı merak edecek, araştıracak, sorgulayacak ve aramaya başlayacak. Zaman bu desenleri o kadar çok bulanıklaştırmış ki değil deseni görmek, yaşadıklarını bile fark edemiyor durumdalar. Uykudalar… Uykudan uyandırmak, bulanıklığı ortadan kaldırtmak kişilere kendisini keşfettirmek ve sonrasında renkli yollarda beraberce yürümek görevi. Gerçek anlamda koçluk bu… En azından ilk durağa ulaşmış kişilerin orada edindiği farkındalıkla üzerine eklediği görevin tüm yetkinlikleri ile kişileri kendi duraklarına yani bütüne taşımak.

    Koçluğun, bu süreci çok kısa zamanda ve etkili sonuçlarla yapması beni muazzam etkilemiştir. Bu düşünceme sebep sadece koçluk değil, aynı zamanda Milton Erickson’dır. Onun bilimsel yöntemlerin ve bilinenlerin dışında, tamamen içsel kaynağını kullanarak ne yapma bilinciyle hareket etmesi ve tüm kalıpları yıkan duruşu Erickson College’ın farklı konumda olmasını sağlamıştır. Hayat felsefemin paralelinde bir anlayışla bu pencereden koçluk yapmak, ayrı bir katkı sağlamaktadır. Ayrıca Erickson Koçluk Eğitiminin içeriğindeki yöntemlerin, çok iyi analiz edilmiş olması ve herkese uyarlanabilmesi, bütüne hitap etmesi bu yolculuğu çok daha hızlandırmakta, sonuca ulaşma yüzdesini arttırmaktadır. Bu başarının hızla ilerlemesi için, öncelikle kişinin bu yaşam uykusundan uyandırılması gerekmektedir. Her ne yöntem uygulanırsa uygulansın, uykuda olan kişilerin yolculukları çok kısa sürecektir. Yolculuğa başlamışlar ama yoldaki hiçbirşeyi görmemiş, deneyimlememiş, suni yol almışlardır. Sürecin başında bu farkındalığı yaratabilmek, sonucu çok daha hızlı ve etkili kılacaktır. Tüm dünya üzerinde konuşulanlar, yazılanlar ve yaşananlara bakıldığında herkes bir sürecin içindedir.  Önemli olan bu süreci etkili şekilde olumlu yönde hızlandırmak. Yetersiz yaşam döngüsünden bilinçli bilinçsiz yaşam alanlarına geçmek.

    Bilinçli bilinçsiz yaşam alanları; çok yüksek farkındalıkla “an” içinde zamansızlıkla istediğimiz alanda yaşamayı içeriyor. Biliyoruz ki biz insanlar, çok yüksek potansiyele sahibiz. Bu potansiyeli arttırmaya çalışıyoruz ve sırların peşinde koşuyoruz. Somut dünyada hep kendimize bahşettiğimiz fiziksel bilinç engellerimiz, bu potansiyellerin ortaya çıkmasını erteliyor. Bu ertelemeler, camımızdaki her bir deseni oluşturuyor. Somuttaki engellerimizi kaldırmaya başladığımızda; desenler silinmeye, yok olmaya başlıyor. Bu desensiz ama renkli görüntü bizi soyuta yaklaştırıyor. Çok uzakta olduğunu sandığımız ama yanı başımızdaki görüntü, desenler kalkınca o kadar yaklaşıyor ve bu kadar yakında olduğunu bilseydik eğerli pişmanlıklar başlıyor. Halbuki uzak olan bir şey yoktu, uzak sanan bizdik. Soyutu görmeye başlamak ona dalmayı içermiyordu. Ona dalmak çok daha fazla çaba istiyordu. Çünkü artık biliyorduk. Bu noktada bize en büyük yardımcımız yine bizdik. Bir sonraki adım içimizdeki potansiyeli çıkarmak, renklerimizden sıyrılmak, saf olmaktı. Saf olmak, tüm renkleri her ne renkte ise öyle görebilme netliği idi. Tüm insanlığın iletişimindeki büyük sırdı bu. Herkesin ortada olan bir renk olayına getirdiği bilinçli yorum, kendi renginin yansımasıydı çünkü. Bu noktada saflık, bilinçli ama bilinçiz yaşam alanına girmeyi sağlamakta. Bir insan ne renkte ise, gelişen olayın rengi, kendi rengi ile birleşir ve farklı bir algıyı ortaya çıkarır. Bu algı kişinin elinde değildir. Mevcut durumu içinde sahip olduğu kaynaklarla yapabileceğinin en iyisini yapmıştır. Ve kişi sahip olduğu kaynak sebebiyle de aslında hep pozitif niyettedir, renkler sadece yansır. Ama o olaya dahil her bir kişi, kendi rengi doğrultusunda algılayacağı için ortaya renk armonisi ile çok farklı yorumlar çıkar.

    Koçluk, bu esnada ortada nötr olarak, bu gerçekliği bilerek, algılanan o rengi kabul eder. O  anda o kişi ile saf olabildiği düzeyde, en yüksek farkındalıkla ve üstün sezgileri en iyi koçluğunu yapar. Bence koçluk, bu özelliklere ne kadar sahip olabildiğimiz ölçüleri ile değerlendirilir.  Kendini kendinden silmek, dünya üzerinde yaşayan tüm insanlara aykırı bir kavram olmasına rağmen, bizim evrimleşme sürecimizin sonunu temsil eder. Evrimli insan, tekamülünü tamamlamış insan, tam insan, her ne şekilde adlandırabilirsek adlandıralım sonuçta “ben” duygusunu, “ego” dürtülerini silebilmiş olmasıdır. Bütünlüğün adına hareket eden biri olmasıdır. Koç olan kişi de aslında bu sürece girmiş, önce kendiyle başlayan bu süreçte müşteri ile birlikte yürümektedir. Bu esnada farklı bir şey de yaşanmaktadır. Birebir koçluk yapılırken ulaşılan bilgiler ve sonuçlar üçlü yansıma tekniğini içermektedir. Evrende herşey üçlü yansımalarla devreye alınmaktadır. Koç-Müşteri-Ruhsal Potansiyel üçlüsü oluşur. Ruhsal potansiyel, insanların evrendeki yani soyutta bıraktığı %80 kapasitesidir. Biz insanlar, çoğunlukla %20 kapasite ile doğarız. Beynimizin kullanamadığı potansiyel aslında ruhsal potansiyelimizdir. Bu sebeple oraya ulaştıkça tüm bilgilere ulaşılmaktadır. Bu süreçte Koç, müşterisine, ruhsal potansiyeline ulaşmasında da eşlik etmektedir. Uyum, bu sürecin yoğunluğunu belirler. Müşteri ile olan uyum, o esnada oluşan enerji alanının çekim gücünü oluşturmaktadır. Ulaştığı bilgiler, o çekim gücünün yansımalarıdır. Burada unutulmaması gereken ise müşterinin evrim düzeyidir. Bu, görüşmenin ulaşacağı noktada çok etkilidir. Bu sebeple koçun da bulunduğu nokta, görüşmenin düzeyini belirleyecektir. Koçluk bakışı ne kadar derin ve farkındalıkla olursa paylaşımlar o derece artacak ve bütüne ulaşma yolunda o derece etkili ve hızlı olacaktır. Dolayısıyla her koç aynı başarıya sahip olamayacaktır. Topluluklarda ya da takımlarda birlik olmanın gerçek bilinci koçlukla fark ettirildiğinde ilerleme ve gelişme hızla yol alacaktır.

    Tüm bu bilgilerden hareketle, koçluk penceresinden bakarken desenlerimizi silmeye, saf olmak adına camlarımızı kırmaya çalışmamız ve o yönde gelişmemiz çok büyük etkendir. Koçluğu, müşterimize öğrendiğimiz yöntemlerle yaparken, bir yandan da tüm bu özelliklerimizi geliştirmek, kendi yüksek bilincimizin ışığında görüşme esnasında ortaya çıkardığımız spontan yöntemlerle, müşterimizi bir aşama daha ilerletmek de bizim anahtarımız olmalıdır. Her açılacak yeni kapı için müşteri kendi anahtarını bulurken, biz de bu esnada kendi anahtarlarımızı bulmalıyız. Koçluk esnasında birlikte gelişmek kaçınılmazdır. Değişim olmaması yolun sonuna gelmiş olduğumuz sanrısıdır. Değişim sonsuzdur. Önemli olan her bir koçluk görüşmesinde değişimi yaratırken, birliktelikle o alanda yaşamaktır.  Yaşarken de müşteriyi dinleme seviyemiz en yüksek noktaya ulaşır. O esnada süreci beraber karşılamak yüksek sezgileri aracılığı ile güçlü soruyu anda yakalamaktır.

    Koçluk, insanların kendi kendine yetemediği yani kaynaklarına bilinçli olarak ulaşamadığı durumda devreye girmektedir. Bireysel veya topluluk olarak, farkındalıkla hareket etmek isteğine karşılık vermektedir. Bu noktada koç, edindiği tüm deneyim ve bilgilerle bir noktadan ilerideki başka bir noktaya ulaştırma görevini üstlenmiştir. Görüşme sonrası kişiler, yaşadıkları deneyimlerle bilgi ve algı düzeylerini arttırmaktadırlar. Hep ileriye, hep geleceğe doğru bakmayı öğrenmektedirler. Bu da beynin kullanılmayan alanlarının harekete geçmesini sağlar. Her alan yeni bir deneyim yeni bir bakış açısı ve enerji yükler.

    İnsanlar akan bir nehir gibidir. Nehrin suyu hiçbir zaman aynı değildir. Herşey değişime uğrar. Nehirden alınan bir önceki su ile şimdiki su hep farklıdır. İnsanlar bu değişimle aynı paralelde akış içinde olmadığı için, hep geçmiş kaygıları ve anıları ile yaşarlar. Bu paralelliği oluşturmak kişinin nehrin akış yönünde olmasını sağlar. Koçluk, sahip olduğumuz kalıpların bir bir terk edilmesine ve arkasındaki yeni görüntülere ulaşmamıza aracılık eder. Günümüzde insanların, her şeyi kendilerinin yarattığını fark etmelerini sağlamak çok önemlidir. Her insan, dış etkenlerle bu kaoslara düştüğü yanılsamasındadır. Her ortamda gerek aile, gerek arkadaş gruplarında özellikle de iş ortamlarında durumları hep kendilerinden ayrı görerek yorumlandırmaktadırlar. Aslında tüm bunlar tek bakış açısı ile değerlendirilmesi sonucudur. Hep suçlamalarla, kendinden kaynaklanmayan durumlar olduğu savunmasıyla çatışma içindedirler. Koçluk esnasında, bakış açılarını arttırmaya yönelik çalışmalar, ilk etapta o çatışmaların azalmasına sebep olmaktadır. Kişilerin, başkalarını suçlamalarını bıraktırıp kendilerine yöneltmek, kendilerine odaklatmak koçluk görüşmelerinin sonucudur. Bu sebeple şartlanmış duygu ve hareketlerden sıyrılıp, daha bilinçli yaşama geçiş her bir görüşmede adım adım sağlanmaktadır. Görüşmeler ne kadar çoğalırsa ilerleme o kadar mümkün olacaktır.

    İnsan doğası gereği yüzyıllardır bu duygularla yetişmiş, beslenmiş, yaşamıştır. Kişinin değişime hazır olması, ne kadar bilinçli olduğuna bağlıdır. Bazı konularda kişiler, değişimi yaşamlarına uyarlamakta zorlanmaktadırlar. Koçluk alan kişi günlük yaşamına dönünce ulaştığı potansiyele devamlı bağlı kalmak için beyninde bu yolu oluşturmalıdır. Yolun oluşması da bu konuda ne kadar kararlı olmasına bağlıdır. Bana göre; koçluk esnasında ruhsal potansiyelde ulaşılan bilgilerin beyne entegre olduğu nispette sonuç alınacaktır. Koçluk kavramında kişiyi görüşme sonucu ile başbaşa bırakmakta ve müdahale etmemektedir. Bu da bunu açıklamaktadır. Belirlenen kısa yolların beyinde devamlı güncel kalabilmesinin sağlanması, yine müşterinin seçimidir. Seçimlerinin bilinçli olması için yine farkındalığın yüksek olmasını gerekmektedir. Bu aşamalarda koçluk alması daha etkilidir ve birbirini destekler.

    Bireylerden hareketle, topluluklar için de, koçluk yaklaşımı çok etkili olmaktadır. Birlikte ve doğru saptanmış hedefe hareket etme becerisini geliştirmektedir. Herşeyin insanların yarattığı bir dünyada, bireyde de topluluklarda da odak insan olmak zorundadır. Topluluk denildiğinde birçok insan devreye girdiği için ortak hedefler ve ortak hareketlerin optimum düzeyde tatmini ve başarısının sağlanması gerekmektedir. Topluluğu bir bütün halde hareket ettirme yetisi her bir kişiye eşit düzeyde bağlı olduğu için, özellikle bütünlük bilincinin mutlaka fark ettirilmesi gereklidir. Bütünlük bilincinin oluşmadığı her türlü topluluklarda sonuç eksik olacaktır. Paylaşım içgüdüsünün desteklenmesi ve geliştirilmesi sonucuna ulaşmaları gerekmektedir. Tüm bunların yapılması için koçun etkili sezgi ve bilgiyle hareket etmesi başarıyı sağlayacaktır. Fakat yine burada ulaşılan sonuçların kararlılıkla sürdürülebilmesi noktasında eksiklikler çıkabilecektir. Kurumsal alanda hele ki değişimin çok hız aldığı bir dönemde koçluk yaklaşımının her türlü yetebilmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu da koça bağlı görünmektedir. Her ne kadar yönlendirme yapmasa da iç kaynaklarını kullanarak süreci yönetmektedir. Koçun iç kaynaklarının hep yetkin olması bu süreçleri başarılı kılacaktır. Herşeyin insandan olmasından hareketle ve koçun da bir insan olması sebebiyle her ne düzeyde ve basamakta olursak olalım; gelişim için, ilerlemek için arayış hep devam etmelidir. Arayarak, sorgulayarak kendimize ekleriz. Ne kadar eklersek o kadar paylaşırız. Koç da olsak bizlerin de koçlara ihtiyacımızın olması bundandır. Herkesin birbirine ihtiyacı vardır. Ve başarı birleşip bütün olma bilincine ulaşmak ve bütünle hareket etmektir.

    Bütünle hareket eden bireyler ve toplulukların başarı hikayeleri hep aynıdır. Birlikte görürler, yaşarlar ve yaratırlar. İnsanların da birey olarak tüm kendi sistemleri ile hareket etmesi gereklidir. İnsan da bir çok şeyi bir arada tutan sistemdir. Sistemlerin hepsinin aynı hız, titreşim ve bilinçle hareket etmesi ve bütüne paralel olması ulaşmayı simgeler. Herşey aynı hızdadır ve herşeydir, hiçbirşeydir. Yaşadıklarını anlarlar. Zamanı anda görürler, anı da herşeyde. Zaman kavramı artık farklı bir anlamdadır. Herşeyi bütün olarak görürler. Herkesin görmek için çabaladığı aslında budur. Hep parçaların içinde kaybolmak, aramak, bulmak tüm hayat deneyimlerini oluşturmaktadır. Deneyimler bitince paylaşım başlar, paylaşımlar çoğaladıkça bütünlük genişler ve herşey birleşir TEK olur.

    Tüm bu bilgiler ışığında insanların birlikte yola çıkacağı, yanında onu hissedeceği ama onu etkilemeyeceği nötr, onu her şeyiyle tam kabul eden, tamamen pozitif niyette birini bulmaları, onunla sonsuz evreni yanlarına alarak oluşturdukları bir birliktelik mutlaka her bireyi bir üste sıçratacaktır.  Adı ne olursa olsun bu birleşimin en küçük parçasıdır. Bu parçayla bütüne etki eder ve değişimi başlatırız. Erickson’un sloganı da bunu anlatır. Bu çok küçük bir parça gibi görünen koçluk görüşmesi bir dünyayı etkiler. Bana göre evreni de. Atatürk de Yurtta Sulh cihanda sulh diyerek bunu anlatmaktadır. Bu görev bilinci ile hareket etmek sonuçlarda çok daha fark yaratacaktır. Temennim, insanlığın bu gelişim sürecinin hızlandırıcısı ve başarılı sonuçları yakalayan biri olmak. Bugün bu dileğim ileride çok başka dileklerle yer değiştirecektir eminim. Biliyoruz ki değişim sonsuz ve kaçınılmaz …

    Her zaman değişimi yakalamanız dileklerimizle…Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmailby feather
    Facebooktwittergoogle_pluslinkedinrssyoutubeby feather

Bu makaleye yorum yapabilirsiniz

Cancel reply